mart ortasından beri evdeyim. işim elverdiği için evden çıkmamayı başarabildim. keyfi dolaşmalar ayyuka çıktığında ise çıkmamayı tercih ettim. hiç şikayetçi de olmadım.

ofis dışında çalışmanın ofiste çalışmaktan çok daha yoğun ve aynı zamanda çok daha verimli olduğunu pandeminin p’si yokken keşfetmiş biri olarak evde geçirdiğim bunca zaman yapmak istediklerime yetmedi bile. yollarda, alışverişte, dışarı çıkmak için hazırlanmakta kaybettiğim vakitler boşa çıktı ve haneme eklendi. vakit arttıkça yapmak istenenlerin de grafiğinin hızla yükselmesi ile “yeterince zaman bulamama” sabiti yine sabit kaldı.

okumaya biraz daha zaman ayırabilmiş olsam da “ah evde kaldığım bir zaman dilimi olsa da sadece okusam” dediğim zamanlarda beklediğim hız ve hacimde okuyamadım. daha etkili bir şey yaptım: ‘okumam’ı masaya yatırdım. okumak da birçok konuda yaşadığım içe dönüşlerden biri oldu yani.

okuma hızıma oranla ‘aşırı’ sayıda kitap almak, onları kitaplığıma yerleştirip izlemenin verdiği büyük hazzın yanında okuyamama baskısı da yaratıyor. hatta bir noktadan sonra zorunluluk hissettiriyor, mekanize oluyor ve anlamadan okuduğum bir kitap yığını ile yüzleşiyorum. okuduğum bir kitap ile ilgili bir şey duyup ya da okuyup “ben neden fark etmedim ki bunu?” diye düşüncelere hatta endişelere kapılınca bazı farkındalıklar yaşadım. bir okur olarak kitapları eleştirme ve değerlendirme hakkımız olduğuna elbette inanıyorum ama bir kitaptan aldığımızın ne olduğuna etki edecek o kadar çok faktör var ki; ona 5 ya da 100 üzerinden puan vermek çok anlamsız gelmeye başladı.

bu blogu oluşturmaya karar verişim de bu farkındalığa ilk adım olabilecek bir aydınlanma ile olmuştu. eğitimim, dünya görüşüm, farklı fikirlere açıklığım, daha önce okuduklarım ve/ya izlediklerim ,okuduğum dönemki ruh halim, mekan, çevresel etkenler, vs. her biri kitabı değerlendirmemde önemli etkenler. aynı kitabı başka zamanda yeniden okuduğumda farklı bir puan verdiğimi görünce goodreads’teki tüm puanlamamalarımı sıfırladım; üstelik bunu teker teker yapmak ciddi bir zaman aldı. 2 kitap dışında -belli sebepleri var ama bu yazıda yazmayı gerektirmiyor- verdiğim tüm puanları sildim. aynı şeyi filmler için de düşündüğüm için imdb’de de yaptım. bazı kitapları ve filmleri gerçekten altyapı eksikliklerim olduğu için anlamadığımı fark ettim. bu yüzden puan üzerinden değil; kendi yetersizliklerimle birlikte açıklayarak ve değerlendirerek kendime notlar düşmeyi daha doğru buldum. 

deniz yüce başarır’ın “ben okurum” başlıklı podcast serisinde konukları ile konuştukları kitapların bazılarını okumuşum. ve onların kitapla ilgili bahsettiği hiçbir şeyi yakalayamamışım. örneğin istiridye üstü girit kitabını çok merak ederek almış; ama okurken çok da keyif almamıştım. deniz yüce başarır ve başar başarır’ın anlattığı istiridye üstü girit ise kitabı ilk elime aldığım zamandan da çok heyecanlandıdı beni. peki ben kitabın tanıtım yazısından bunu anlayıp içeriğinde neden bunları fark edememiştim? 

benzer durum bilinmeyen bir kadının mektubu için de geçerli. kitabı çok severek okuduğumu hatırlıyorum ama bahsedilen psikolojik derinliğe inememişim hiç. hep şunu diyerek avunurdum: “bana kitapla ilgili hissettiklerim, bir takım izlenimler kalır; kitabın kapağını kapadıktan sonra hiçbir detay kalmaz aklımda.” benim gibi düşünen insanları duydukça da bunu normalleştirdim. geldiğim noktada ise bunun skor için okumaktan farksız olduğunu; dahası okumayı anlamsızlaştırdığını fark ettim. 

bir de daha önce film ya da tiyatro izlemeden ya da kitap okumadan önce konu ile ilgili bilgi almadan izler ya da okurdum. beklentisiz ve yargısız yaklaşmaktı (s)avuntum. aslında bir yere kadar doğru olabilir ama sanırım bunu yapabilmek için belli bir entellektüel birikim gerekli. yani eserin bağlamını bilmiyorsan da referans vere(bile)ceği başka eselere hakim olman gerekiyor. “her klasik ya da her filozof erken yaşta okunmuş olmalıdır” gibi seçkinci ve büyük laflara kalkışmaktan da kalkışandan da hoşlanmayan biri olarak okumadığım ve izlemediğim çokça eser var. üstelik bunların çoğu kütüphanemde mevcutken! hal böyleyken izlediklerimin ve okuduklarımın hakkını verebilmek için sanırım bir ön araştırmaya ihtiyaç duymaktayım. 

ayrıca farklı alanlardan birikimlerim arttıkça, okuduklarımda ve izlediklerimde bu birikimleri dürtükleyen bir şeyler gördükçe ayrı bir zevk aldığımı fark ettim. bu yüzden de aynı konunun farklı sanat ve hatta bilim alanlarında ele alınış biçimi ile -karşılaştırmalı değil de- çarpıştırmalı değerlendirmeleri beni heyecanlandırır oldu. kendime düştüğüm notların da buralarda dolanmasını hedefliyorum.

goodreads challenge için bir sayı daha yapmanın ötesinde, yavaş ve sindirerek ve hatta kendime kalanları not alarak, kitaplara kıyamamanın bir yalan olduğunu keşfedip üzerine yazıp çizerek okumaya karar verdim. yazdığım her mecrayı bir süredir boşlamışken yeniden yazmanın kendi dağarcığımı geliştirmek adına anlam kazandığını hissettim. sayfalar arasında, kütüphanede bir yerde kaybolup gitmesin ve kendime not düşeyim diye buraya ve başka yerlere notlarımı almaya karar verdim. daha önce yazdıklarımı silmeyi düşündüm ama beğensem de beğenmesem de bir dönemki bakış açımı ve zevkimi yansıtan metinler olarak orada durması daha uygun geldi.

okuyan olursa ne âlâ; olmasa da pek âlâ.