imkansızın şarkısı

bir murakami kitabı bulunduruyordum kütüphanede; ne zaman okuyacağımı bilmeden. bir gün içimde bir çark hareket edecek ve bir klik sesiyle okumaya karar vereceğim diye düşündüğüm yazarlar ve kitaplar var. bir gün mutlaka okuyacağım diyerek aldığım kitaplar. murakami de onlardan biriydi. çok popüler olması dışında hakkında bildiğim birşey yoktu. ne yazar, ne hakkında yazar, neden bu kadar popülerdir? bunları neden bilmediğimi bu kitabı okuyunca anladım. çünkü adam bir hikaye anlatmıyor; en azından bu kitapta. -bir genelleme yapamam tabi ki- ne anlattığından bağımsız bir şekilde okuyucuyu içine çeken bir metin koyuyor önüne. bir anda 40-50 sayfa geçmiş oluyor anlamıyorsun. bunu daha önce elif şafak kitaplarında da yaşamıştım. pinhan, araf ve mahrem’i okumuştum. ne hakkında olduklarını hiç hatırlamasam da o zamanki ‘okuma deneyimi’min beni nasıl etkilediğini unutamıyorum.


adı: imkansızın şarkısı

yazarı: haruki murakami / japonya

çevirmeni: nihal önol

türü: roman

yayınevi: doğan kitap

sayfa sayısı: 350

okuma sürem: 9 gün

nerede okudum: toplu taşıma, ev, kafe. sade ve akıcı bir dili olduğu için gürültülü veya hareketli ortamlarda kolayca okunabiliyor.

nerede geçiyor: japonya, öyle çok betimleme veya mekan tanımı yok, şehir veya ülke başrolde değil.

süreç: 

30- yabancısı olduğun dilde isimler, yerler okurken dikkatini dağıtıp kitaptan kopmana sebep olabiliyor. aynı şeyi kavgam-karl ove knausgaard’da da yaşamıştım. önceleri özel isimleri türkçe’ye çevrimelerini anlamazdım ama bir haklılık payları olduğunu kabul edebilirim artık. ingilizce hem çok sık karşılaşmamız hem de filmlerden aşina olduğumuz isim ve yerler sebebiyle orijinal dilinde daha iyi. kitapları analamak için geçtiği yerlere gitmek! iyi fikir!!! 🙂

40- başta bu adam ne anlatıyor derken çok acayip şekilde hikayenin içine çekiyor. üstelik nasıl yaptığını anlamıyorsun çünkü oldukça sade ve düz bir anlatımla yapıyor bunu. Galiba başarı burada saklı ve knausgaard’ın yapamadığı da o? bu kitabın otobiyografi olduğunu söyleseler kavgam‘dan daha ikna edici olduğunu söylerdim.

83- çok başarılı ve ciddi gözlem ve karakter çözümlemeleri var ve ‘yarı gömülü'(!). ne parmağını gözüne sokuyor ne de kelime oyunlarıyla seni bir labirentin içine çekmeye çalışıyor.

185- çok basit bir hikayeyi merak cezbedici kılmak ve bunu çok sade şekilde yapmak zekice. hatta ortada bir hikaye yok sanki. ne anlattığı önemli değil, bu şekilde anlatmak için herhangi bir hikaye iş görebilir; hikaye sadece bir araç.

246- kitaplar bazen insana ‘seni bir anlayan var’, ‘yalnız değilsin’, ‘bak bu da senin gibi düşünüyor’ diyebilir ki sanırım insanı en çok etkileyebildikleri zaman da budur. bu kitapta anlatılan hikayede kendimden birşeyler bulamadım, hayatımla bir parallelik göstermiyor ama yaşananların değeri, döngüsü, süreci benzer; ve benzer bir ‘yalnız değilim’ duygusunu yaşattı bana.

doldur murakamileri kütüphaneye 🙂

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi:
search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close